Parmak
izi gibidir yaşamın anlamı, sadece kendine has ve kendine özgülük, özgünlük,
özerklik gerektirir, otonomi barındırır. Her
insan gibi öğretmenin yaşamının anlamı da, kendine özgü yaşam öyküsünde
saklıdır….
Eğer
yaşam öykümüz “Denetim odaklı”-“Korku kültürü” içinde oluşmuşsa otoriteye yaranma
ve kendinden aşağıdakileri denetleme tavrı doğal olarak baskın olacaktır. Eğer
yaşam yolculuğumuz, “Gelişim odaklı”-“Saygı, sevgi, hakkaniyet, halden anlama, sorumluluk,
işbirliği, dürüstlük, istikrar, özgünlük, yenilikçilik, gibi değerler kültürü”
içerisinde oluşmuşsa, mesleki açıdan öğretmenden, gücünün kaynağını oluşturan bu
değerlerle hareket etmesi, öğrencisinin potansiyeline bu değerleri temel alarak
bakması beklenir.
Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin öğretmenleri
de değişen ve yenilenen dünyada diğer mesleklerde olduğu gibi, dokunduğumuz ve
de dokunacağımız hayatlar için; genelde gelecekten bugünü tasavvur edebilecek
bilinç oluşturabilmek adına, özelde ise mesleki deformasyona uğramamak amacı
ile bir yeniden doğuş süreci yaşamamız gereken günlerden geçiyoruz. Zamanla
yarışılmayacağının, zamanla barışılacağının öğrenilip, öğretilmesini gerektiren
bir eşikteyiz. Yaşadığımız bu yenilenme sürecine evrensel bir bakışla bakıp, eğitim
yöntem ve tekniklerine, yeni teknolojilere yaban kalmadan evrilmemiz gereken
süreç. Asimile olmadan yeni nesil öğrenmeyi öğretmeyi gerçekleştirebilmek
adına, bizi besleyen aynı zamanda da, gelişmekten geri durduran, “Denetim
Odaklı”, otoriteyi baz alan “korku kültürü”’nden, 18- 20.y.y öğretilerinden,
eski alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtularak yoğun
bir mücadele ile iyileştirmeyi hedef alan, “Gelişim Odaklı değerler kültürü”
ile gelişmek zorundayız. Geçmişimizde var olan bu değerleri, hasletleri ortaya
çıkaran, ancak yine geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda,
deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlarından
tam olarak yararlanabiliriz.
Bilgi toplumuna geçiş yılları.
Nesnelerin interneti 1991 yılında, Cambridge Üniversitesi’nde onlarca
akademisyenin bulunduğu bir yerleşkede, herkesin kullanımına sunulmuş sadece 1
adet kahve makinesi bulunmaktaymış. Kahve makinesinin bulunduğu kattaki çalışanlar
için olmasa da, diğer katlarda çalışan akademisyenler için, onlarca basamak
merdiven çıkıp, kahve makinesinin içinin boş olduğunu görmek, büyük hüsran
yaratıyormuş. Bunun üzerine, bir grup akademisyen dakikada 3 görüntü
yakalayan ve bu görüntüleri bilgisayarlarına aktarmasını sağlayan bir sistem
tasarlıyorlar. Böylelikle her akademisyen, kahve miktarını çevrimiçi ve gerçek
zamanlı görerek, “Nesnelerin Interneti’”nin ilk temellerini atmıştır. Ardından
gelen süreç “Hücresel Taşıma Sistemi” süreci ve daha sonra da “Otonom Etkileşim
ve Sanallaştırma” süreçleri.2020 yıllarının Otonom- Etkileşim sürecinin
eşiğindeyiz beşeriyet olarak.
Benim mesleki yaşam skalamda da bu yenilenme
sürecine geçiş dönemlerinden, yol ayrımlarımdan birisi olarak gördüğüm, etkilendiğim,
bir hatıram var geçmişe dair. Yıllar önce… Yıl 1999.Aradan tam 19 yıl geçmiş.
Ama bendeki, yüreğimdeki tazeliği kapanmamış, daha dün gibi buruk bir hüzünle anımsıyorum;
Meslek hayatımda bilgisayarla ilk haşır
neşir olduğum dönemler. “Halk Eğitim Merkezinde kurs başlamış, bilgisayar
öğretiyorlar” dediler. Ancak Hizmetiçi eğitimlerle değil, isteğe bağlı, hafta
sonu cumartesi pazar, ücreti mukabilinde 3-4 aylık bir kurs. Çocuğum küçük ama
öğrenmek de istiyorum. Kursa kaydoldum. Bilgisayar öğretmenimiz oldukça bilgili
ve her şeyi öğreteyim diye uğraşıyor bilgisayara dair. Okulda da idari görevim
var. Çalıştığım kurumda bulunan 6 Müdür yardımcısından en genç, en yeni olanı,
yani; zurnanın son deliği olan ben. Diğerlerine göre üniversite mezuniyetim
daha yeni, ancak onlarda tecrübe, mesleki yaşanmışlıklar oldukça fazla, yani
kıdemliler ve gündemdeler, görmüş geçirmişler…. Derken, benim kurs bitti,
mutluyum “hayatımda farklı bir dokunuş” diye düşündüm, bilgisayarın
yaşantımızdaki yarınlarını, geçireceği evrimi bilmeden. İşte tam o
günlerde, okula nereden geldiğini hatırlamadığım
bir masa üstü bilgisayar geldi. Okul Müdürümüz biz idarecileri toplayıp da
odasına, gelen bilgisayarı göstererek; “Arkadaşlar okulumuza gelen bu
bilgisayara okul öğrenci bilgilerimizi girmemiz gerekiyor” dediğinde o an nasıl
heyecanlandığımı anlatamam. Niye mi? Dedim ya, gelişim odaklı bir öğretmen
olarak, Halk Eğitim Merkezi’nde kursa başlamışım ve “Bilgisayar İşletmenliği
”sertifikası alarak mesleğimde bu yeni teknolojiyi kullanabileceğim bir fırsat
gelmişti. Beklentim, bu bilgisayarı kullanmama izin verileceği yönünde idi.
Ancak Okul Müdürümüzün odasında itina ve özenle baş köşeye konuşlandırıp,
üstüne örttüğü beyaz dantel bir örtüyle
de, ayrı bir özerklik verdiği bu kare kutu masa üstü bilgisayar, bir diğer Müdür
Yardımcısının emanetine verilmişti. Üstelik Müdürümüzün bir tabu gibi;
“Arkadaşlar bu bilgisayar çok değerli ve hassas, herkesin kurcalamaması
gerekiyor, bozulmasın, aman dikkat edelim” deyip denetlemeci odaklı, korku kültürünü vererek, temkinli bir
şekilde daha emniyetli gördüğü, Erdal Beye teslim edişi dün gibi aklımda. Çok prestijli,
çok önemli bir emaneti devralmıştı o zamanki şartlara göre Erdal Bey… Belli bir
süre sonra başmüdür yardımcımızın ”Arkadaşlar bilgisayar icat edildi, mertlik
bozuldu, ”deyişi, “ilk okul paket programı” kullanma çabalarından sonraki hayal
kırıklığı cümlesi olmuştu, akıllarda kalan.
Nereden nereye?..,ve ben
bir şeyi daha unutamıyorum o günlere dair…;Aynı yıl, 1999 yılı, hepimizin
malumu,17 Ağustos’ta saat 3.02’de tarihin en ağır depremlerinden birine,
Kocaeli’de, o 45 saniyeye şahitlik edenlerden olma, deneyimini de yaşatmıştı
mutlak kader bana. İşte benim hayatımdaki ilk bilgisayar öğretmenim, değerli
hocam Ahmet Bey, bu büyük afette, Hakkın rahmetine kavuşmuştu.
RUHUNUZ ŞAD OLSUN, ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ
KUTLU OLSUN, UNUTMADIM SAYGIDEĞER ÖĞRETMENİM ……..
Bu güne kadar hayatıma küçük-büyük
dokunuşları olan, resmi-gayri resmi o rolü üstlenen tüm öğretmenlerime ve tüm meslektaşlarıma saygılarımla ithaf olunur….
S.Y/2018-Kasım