5 Şubat 2014 Çarşamba

Oldum Demek Öldüm Demektir.....(Yunus Emre)


Ey Nefsim;
Seni Sen Yapan Benim, Beni de Ben Yapan Sensin, Ya Yola Gel
 Beraber Gidelim, Ya da Yoldan Çekil Ben Hakka Gideyim......
                                                                                          Mevlana

 Şahsına münhasır saygıdeğer Hocam, eğitimci-Yazar Fehimdar Çiftçi 'den;

ÇOCUKLARI KIYAS ZİNCİRİNE VURMAYALIM        

"Kendini değerli görüyor.
Çocuktur yapar…
Evet, kendisini olduğu gibi kabul ediyor."
Günlük hayatın içinde en çok duyulan cümlelerdir. Kişilik şekillenmesinde de önemli bir
adım sayılan ve günümüz dünyasında revaçta olan özgüven duygusu,
 biz yetişkinlerin “O daha çocuk, henüz bu işlerden anlamaz” dediğimiz çağlarda,
anlayacağını anlamış olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada bahsedeceğimiz
husus özgüven gelişimdir. Yetişkinlerin tutumu ve davranışları yetişen çocuğun
geleceğine menfi veya müspet ipotek koymaktadır. Özgüven gelişimi çocukluğun ilk yıllarından
itibaren evvela anne-babanın, daha sonra da çocuğun sosyal çevresini oluşturan bireylerin
verdikleri geri bildirimler ile oluşur. Burada şu önemli hususa dikkat etmek gereklidir. Keskin
söylenmiş bir cümle ile özgüven yıkılmadığı gibi seller sular gibi bir yorumla da gelişmez.
 Çocukların kişilikleri, kendi etki ve tepki davranışları ile çevreleri üzerinde yarattıkları
etkileri gözlemleyerek gelişir.            
     
Yapılan inceleme ve gözlemlere göre bu önemli duyguyu “problem” olarak yaşayan ve
 kararsızlık içinde bocalayan insanların ekseriyeti ailelerin ilk çocuklarıdır. Çocuğa
gösterilen tutum, mükemmeliyetçi bir çaba ve eleştirel bir yaklaşımdır. Eğer çocuk
 anne-babasından ve bulunduğu ortamdan olumlu geri bildirimler alıyorsa o zaman
kendisinin yeterli ve sevilebilir bir birey olduğunu düşünür ve bu düşünce daha sonrasında
 inanışa ve kişilik özelliğine dönüşür. Şayet sürekli sınırlama ve olumsuz eleştirilerle karşı
karşıya kalıyorsa o zamanda kaplumbağa misali kabuğunda kendini dinleyecek ve hareketli
hayatın ritmi içinde silik ve donuk bir birey olarak yaşayacaktır. Yaşının üstünde olgunluk beklenen
 ilk çocuklar, yetersizlik duygusuna kolay kapılabiliyorlar. Bu yetmiyormuş gibi anne baba ve
öğretmen baskısına bir de dayak atma faslı eklenirse güvensizlik duygusu o çocuğun ömür boyu
 yol arkadaşıdır.
Kırsalda yapılan erken evlilikler ve çok genç yaşta çocuk sahibi olan anne ve babalar,
tecrübe ve bilgi birikimi olmadan evli insanlar olarak topluma karışmakta ve “çocuğun
 çocuğu olmuş” sözlerine muhatap olmaktadır. Kentlerde ise bu durum iş, tahsil etme, ev
 sahibi olma gibi sebeplerden dolayı ötelenmiştir. Anne ve babaların çocuklarına karşı şartsız bir
 sevgi kalplerine şifrelenmiştir ama yeterlilik durumu da sevgi kadar önemlidir. Bu yeterlilik koşullu
 ve koşulsuz sevginin ayırdına varacak kadar gelişmiş olmalıdır. Koşulsuz sevgi, “ben ne yaparsan
yapayım babam ve annem beni severler, beni kabul ederler.”
 Bu duygu çocuğu hayata bağlayan en önemli güç merkezi durumundadır. Ancak koşullu
 olarak sevildiklerini hissederlerse (şunu yapmazsam, başarılı olursam, uslu durursam,
onları üzmezsem,  beni severler) yetişkinleri memnun etmek için girişilmiş bu duygunun
 halkaları içinde kalırlar ki, özgüven gelişimine vurulmuş büyük bir darbedir. İşte bunu
 ayıracak yeterlilik ve bilgi birikimi olmalıdır. Anne babanın ne kadar özgüvenli oldukları
 da, çocuğun kişilik gelişiminde oldukça önemlidir.          
Çocuklarımız, yetişkinleri taklit ederek öğrendikleri için, özgüvenlerinin yetişkinlere benzer
 olması muhtemel görünüyor. Yetişkinler iyi bir model olmalıdır. Biz artı ve eksi yönlerimizi
doğru olarak tanımlayabiliyorsak, hayata bakış açımız ve problemleri çözme tarzımız
karışık, abartılı, bunalımlı ve şikâyetçi değil de, çözüm odaklı ise çocuklarımızda bu
 davranış modellerini örnek alacaklardır. 
Yaşadığınız ortamda kuralların belirsiz olması veya hiç olmaması durumunda da özgüven
 gelişimi olumlu bir durum oluşturmaz. Çocuk hangi durumda nasıl davranması
gerektiğini öğrenemez. Sınırlar belli olmadığı için nerede duracağını bilemez.
Davranışlarının sonuçlarından kazanım sağlaması ve gerekli becerileri geliştirmesi zorlaşır.
 İlk önce onu kendi kişilik yapısıyla ve kendi bireyselliğiyle kabullenmek gerekiyor.
Çocuğumuzu bizim küçük kopyamız olarak algılamak yanlış bir tutumdur. O kendine has,
 eski tabirle “nevi şahsına münhasır” bir bireydir. Her çocuk belli yeteneklere sahiptir.
Yetenekli olduğu alanlarda desteklemek gerekir. Bir de yetenekleri erken yaşlarda uzmanı
 ile buluşturacak yolu açmakta yetişkinlerin görevidir. Kıyas öldürücü virüstür. Kardeşler
 bile birbirinden farklıdır. Bu doğal sonucu kıyas zincirine vurmayalım.
Şunları yapalım:
Yaşını dikkate alalım ve yerine getirebileceği sorumluluklar verelim. Zaman zaman
 oyunlarda yalnız bırakmayalım. Zira “Çocuk, oynaya oynaya akıl denizine ulaşır.” Bir
başkası ile kıyas yapmayalım. Zira kıyas öfkeyi, öfkede saldırma temayülünü geliştirir.
Sevdiği ve hoşlandığı şeyleri birlikte yapalım. Bu iyi davranışları ödüllendirmek gibidir.
 İyi olanı teşvik etmektir. Ailemize mutluluk getirdiğini, sevindiğimizi hatırlatmaya çalışalım
 ve sözlerimizle duyurmaya gayret edelim. Bizim için çok değerli olduğunu söyleyelim;
 kendini değerli görüp başkalarının da değerli olduğu bilincine ulaşacaktır. Korumacı
 tutum sergilemeyelim. Yani düşen çocuk için seferber olmayalım. Onun gözyaşları bizi
 de ağlatmasın. Düştüğü yerden kendi kalksın. Her şey tam ve mükemmel olmayabilir.
 Artılarını da eksilerini de tanıma fırsatı verelim. Türk Milleti olarak olumsuz olanları
 söylemeye daha yatkın bir durum içindeyiz. Bunları çok tekrar etmeyelim, zira
 kanıksanabilir. Kurallarımız belirgin ve net olmalıdır. Aile içi iletişim kadar kişiler
arasında ki iletişime de önem vermeli ve demokrasi kuralı içinde kalmalıyız. Ailede demokrasi her
kesin aklının estiği her şeyi yapması demek değildir, tam tersi başkasının hak ve özgürlüklerine
saygı göstermek, sorumluklarının farkında olmak anlamına gelir. Bu tutum haline dönüşmelidir.
Çocukların yapacağı işleri, onların yerine biz yapmayalım.
 Bu aceleci durum sabrın öğrenilmesini engellemekte, beceri kazanmasının yolu
kapatılmaktadır. Bütün çocuklar güzeldir. Bu yüzden fiziksel özelliklerini olumsuz
eleştirilerimize katık yapmayalım. Çocukları dinlemek, onları anlamaktır. Biz dinlersek
 onlarda başkalarını dinlemeyi öğrenir. Özgüvene sahip olmak sadece yaptıklarımızın
 değil kişiliğimizin değerli olduğuna da inanmaktır.
 
İnsan öğrenmeye muhtaçtır, gelişim anne karnında başlayıp devamlılık arz eder, nesiller
boyunca sürer gider. Her nesil olgunlaştıkça, gelecek nesli büyütür!!!
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ve bir gün...Aklın ile vicdanın arasında kalırsan eğer;VİCDANINI seç.Çünkü aklın çıkarını korur,Vicdanın ise İNSANLIĞINI...