"Kendini değerli görüyor.
Çocuktur yapar…
Evet, kendisini olduğu gibi kabul
ediyor."
Günlük hayatın içinde en çok duyulan
cümlelerdir. Kişilik şekillenmesinde de önemli bir
adım sayılan ve günümüz dünyasında revaçta
olan özgüven duygusu,
biz yetişkinlerin “O daha çocuk,
henüz bu işlerden anlamaz” dediğimiz çağlarda,
anlayacağını anlamış olarak karşımıza
çıkmaktadır. Burada
bahsedeceğimiz
husus özgüven
gelişimdir. Yetişkinlerin tutumu ve davranışları yetişen çocuğun
geleceğine menfi
veya müspet ipotek koymaktadır. Özgüven gelişimi çocukluğun ilk yıllarından
itibaren evvela
anne-babanın, daha sonra da çocuğun sosyal çevresini oluşturan bireylerin
verdikleri geri
bildirimler ile oluşur. Burada şu önemli hususa dikkat etmek gereklidir. Keskin
söylenmiş bir
cümle ile özgüven yıkılmadığı gibi seller sular gibi bir yorumla da
gelişmez.
Çocukların kişilikleri, kendi etki ve tepki
davranışları ile çevreleri üzerinde yarattıkları
etkileri gözlemleyerek
gelişir.
Yapılan inceleme
ve gözlemlere göre bu önemli duyguyu “problem” olarak yaşayan ve
kararsızlık
içinde bocalayan insanların ekseriyeti ailelerin ilk çocuklarıdır. Çocuğa
gösterilen tutum,
mükemmeliyetçi bir çaba ve eleştirel bir yaklaşımdır. Eğer çocuk
anne-babasından
ve bulunduğu ortamdan olumlu geri bildirimler alıyorsa o zaman
kendisinin
yeterli ve sevilebilir bir birey olduğunu düşünür ve bu düşünce daha sonrasında
inanışa ve
kişilik özelliğine dönüşür. Şayet sürekli sınırlama ve olumsuz eleştirilerle
karşı
karşıya kalıyorsa
o zamanda kaplumbağa misali kabuğunda kendini dinleyecek ve hareketli
hayatın ritmi
içinde silik ve donuk bir birey olarak yaşayacaktır. Yaşının üstünde olgunluk
beklenen
ilk çocuklar, yetersizlik duygusuna kolay
kapılabiliyorlar. Bu yetmiyormuş gibi anne baba ve
öğretmen
baskısına bir de dayak atma faslı eklenirse güvensizlik duygusu o çocuğun ömür
boyu
yol arkadaşıdır.
Kırsalda yapılan
erken evlilikler ve çok genç yaşta çocuk sahibi olan anne ve babalar,
tecrübe ve bilgi
birikimi olmadan evli insanlar olarak topluma karışmakta ve “çocuğun
çocuğu olmuş” sözlerine muhatap olmaktadır. Kentlerde ise bu
durum iş, tahsil etme, ev
sahibi olma
gibi sebeplerden dolayı ötelenmiştir. Anne ve babaların çocuklarına karşı
şartsız bir
sevgi kalplerine şifrelenmiştir ama yeterlilik
durumu da sevgi kadar önemlidir. Bu yeterlilik koşullu
ve koşulsuz sevginin
ayırdına varacak kadar gelişmiş olmalıdır. Koşulsuz sevgi, “ben ne yaparsan
yapayım babam ve annem beni severler, beni kabul ederler.”
Bu duygu
çocuğu hayata bağlayan en önemli güç merkezi durumundadır. Ancak koşullu
olarak
sevildiklerini hissederlerse (şunu yapmazsam, başarılı olursam, uslu durursam,
onları
üzmezsem, beni severler) yetişkinleri
memnun etmek için girişilmiş bu duygunun
halkaları
içinde kalırlar ki, özgüven gelişimine vurulmuş büyük bir darbedir. İşte bunu
ayıracak
yeterlilik ve bilgi birikimi olmalıdır. Anne babanın ne kadar özgüvenli
oldukları
da, çocuğun
kişilik gelişiminde oldukça önemlidir.
Çocuklarımız, yetişkinleri taklit ederek
öğrendikleri için, özgüvenlerinin yetişkinlere benzer
olması muhtemel görünüyor.
Yetişkinler iyi bir model olmalıdır. Biz artı ve eksi yönlerimizi
doğru olarak tanımlayabiliyorsak, hayata
bakış açımız ve problemleri çözme tarzımız
karışık, abartılı, bunalımlı ve şikâyetçi
değil de, çözüm odaklı ise çocuklarımızda bu
davranış modellerini örnek
alacaklardır.
Yaşadığınız
ortamda kuralların belirsiz olması veya hiç olmaması durumunda da özgüven
gelişimi
olumlu bir durum oluşturmaz. Çocuk hangi durumda nasıl davranması
gerektiğini
öğrenemez. Sınırlar belli olmadığı için nerede duracağını bilemez.
Davranışlarının
sonuçlarından kazanım sağlaması ve gerekli becerileri geliştirmesi zorlaşır.
İlk önce
onu kendi kişilik yapısıyla ve kendi bireyselliğiyle kabullenmek gerekiyor.
Çocuğumuzu bizim
küçük kopyamız olarak algılamak yanlış bir tutumdur. O kendine has,
eski
tabirle “nevi şahsına münhasır” bir bireydir. Her çocuk belli yeteneklere
sahiptir.
Yetenekli olduğu
alanlarda desteklemek gerekir. Bir de yetenekleri erken yaşlarda uzmanı
ile
buluşturacak yolu açmakta yetişkinlerin görevidir. Kıyas öldürücü virüstür.
Kardeşler
bile
birbirinden farklıdır. Bu doğal sonucu kıyas zincirine vurmayalım.
Şunları yapalım:
Yaşını dikkate
alalım ve yerine getirebileceği sorumluluklar verelim. Zaman zaman
oyunlarda
yalnız bırakmayalım. Zira “Çocuk, oynaya oynaya akıl denizine ulaşır.” Bir
başkası ile kıyas
yapmayalım. Zira kıyas öfkeyi, öfkede saldırma temayülünü geliştirir.
Sevdiği ve
hoşlandığı şeyleri birlikte yapalım. Bu iyi davranışları ödüllendirmek gibidir.
İyi olanı
teşvik etmektir. Ailemize mutluluk getirdiğini, sevindiğimizi hatırlatmaya
çalışalım
ve
sözlerimizle duyurmaya gayret edelim. Bizim için çok değerli olduğunu
söyleyelim;
kendini
değerli görüp başkalarının da değerli olduğu bilincine ulaşacaktır. Korumacı
tutum
sergilemeyelim. Yani düşen çocuk için seferber olmayalım. Onun
gözyaşları bizi
de
ağlatmasın. Düştüğü yerden kendi kalksın. Her şey tam ve mükemmel olmayabilir.
Artılarını
da eksilerini de tanıma fırsatı verelim. Türk Milleti olarak olumsuz olanları
söylemeye
daha yatkın bir durum içindeyiz. Bunları çok tekrar etmeyelim, zira
kanıksanabilir.
Kurallarımız belirgin ve net olmalıdır. Aile içi iletişim kadar kişiler
arasında ki
iletişime de önem vermeli ve demokrasi kuralı içinde kalmalıyız. Ailede
demokrasi her
kesin aklının estiği her şeyi yapması demek değildir, tam tersi
başkasının hak ve özgürlüklerine
saygı göstermek,
sorumluklarının farkında olmak anlamına gelir. Bu tutum haline dönüşmelidir.
Çocukların yapacağı işleri, onların yerine biz yapmayalım.
Bu aceleci durum sabrın öğrenilmesini
engellemekte, beceri kazanmasının yolu
kapatılmaktadır. Bütün çocuklar güzeldir.
Bu yüzden fiziksel özelliklerini olumsuz
eleştirilerimize katık yapmayalım.
Çocukları dinlemek, onları anlamaktır. Biz dinlersek
onlarda başkalarını dinlemeyi
öğrenir. Özgüvene sahip olmak sadece yaptıklarımızın
değil kişiliğimizin değerli olduğuna
da inanmaktır.
* İnsan öğrenmeye muhtaçtır, gelişim anne karnında başlayıp devamlılık
arz eder, nesiller
boyunca sürer gider. Her nesil olgunlaştıkça, gelecek nesli
büyütür!!!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Ve bir gün...Aklın ile vicdanın arasında kalırsan eğer;VİCDANINI seç.Çünkü aklın çıkarını korur,Vicdanın ise İNSANLIĞINI...